ÇAY KİTABI
Okakura Kakuzô
Eylül 2011
Japon kültürü her zaman ilgimi çekmiştir. Aslında öğrendikçe hem hayran olduğum bir incelik ve zarafet hem de ürküntü veren bir sertlik ve merhametsizlik sezdiğim bu kültür her şeye rağmen benim için saygınlığını korumaya devam ediyor. Okakura Japon kültürünün bu iki yönüne değinirken “barış zamanı güzel sanatlarla meşgulken barbarlar yurdu sayılan Japonya, Mançurya’daki savaş meydanlarında coşkuyla kıyım yaptığı şu sıralarda uygar bir ülke sayılmaya başlandı” diyerek uygar(!) dünyanın ikilemine dikkat çekiyor.
Sanırım pek çok özgün taraflarına ilaveten bende saygı uyandıran en önemli özellikleri sosyal hayatta başardıkları saygı ve sadakat ile çalışkanlıkları. Haydi, bu sabah e-postamda gördüğüm bir iletiyi paylaşayım sizinle ve sanal dünyanın efsaneleri de bu görüşüme bir kanıt olsun. Bir Japon bir işi birinin başardığını görünce “o yapıyorsa ben de yaparım”; eğer bir işi o güne kadar kimse başaramamışsa bu sefer “bunu mutlaka ben başarmalıyım” dermiş. Bir Ortadoğulu ise başkasının bir işi başardığını gördüğünde “bırakın adam yapsın”; bir işi hiç kimsenin başaramadığını gördüğünde ise “bunu ben nasıl yapabilirim ki” dermiş.
Bu kitap Japon kültürünün, yukarıda bahsettiğim iki yüzünden birincisine dair. Yaşamanın, düşünmenin ve var olmanın bir sanat olarak görülmesine dair. Bütün bunları anlatırken geleneksel çay töreni, çay odalarının tefrişi bu felsefeyi ve inancı somutlaştırmak için bir araç olarak kullanılmış. Yani aslında çay törenlerini okuduğunuzu sanırken Japon inançlarını okuyorsunuz.
Kitaba bir tanıtım yazısı yazan Sen Soşitsu da yazarın Uzakdoğu sanat anlayışını açıklamak için çay simgesini seçtiğini ifade ederken bunu dile getirmiş oluyor.
Kakuzo bu kitabı batı dünyasına ça-no-yu (çay yolu)’nu tanıtmak için İngilizce olarak kaleme almış. Kendisi yüksek rütbeli bir samurayın oğlu imiş. Çocukluğundan itibaren batı kültürü ile içli dışlı olmuş. Gençliğinin yedi yılını bir Budist tapınağında geçirmiş. Çin klasikleri üzerine derinlemesine çalışmış. Ondört yaşında Japon resim sanatına başlamış. Japon tapınakları ve Budist sunaklarındaki hazinelerin sayımı ve denetlenmesi ile görevlendirilmiş. Doktorasını tamamladıktan sonra genç sanatçılarla ilgilenen bir ulusal sanat okulu kurmuş ve aynı zamanda imparatorluk müzesinde müdürlük yapmış. Boston güzel sanatlar müzesinde danışmanlık yaparken 1905’te tatil için gittiği Japonya’da “Çay Kitabı” projesini geliştirmiş. Amacı, ça-no-yu’nun pratiğinden çok, ardında yatan değerleri ve maneviyatı Batı’ya tanıtmaktı, diyor Sen Soşitsu.
Okakura’nın açıkladığı şekliyle ça-no-yu sıradan şeylerdeki güzelliği fark etme sanatıdır. Doğayla bütünleşme, günlük hayatın koşuşturmacasından ruhun sığınağına kısa bir kaçıştır. Bu nedenle çay evinin inşasından döşenmesine ve çay törenindeki her hareket ve söze varıncaya kadar bütün detaylar önemlidir. Huzuru bozacak ne bir görüntüye ne de bir sese yer yoktur. Ona göre “bu dünyanın uğraş ve hırslarından arınmadan iç huzurunu yakalayamayacağımız fikriyle yola çıkan ça-no-yu bize günlük işlerimizden uzaklaşıp varlığımızın köklerine inebilmemiz için bir fırsat sunar.”
Kitaptan birkaç alıntı:
“Bu dünyadaki en kötü üç şey: Kötü bir eğitimle harcanmış gençlik, adi olana duyulan hayranlığın küçülttüğü güzel bir resim ve kötü hazırlanarak mahvolan mükemmel bir çay.”
“Çay ne şarap kadar kibirli ne de kahve kadar yapmacıktır. Üstelik çayda kakaonun kırıtkanlığından da eser yoktur.”
“Mükemmellik her yerdedir. Sadece onu görmeyi seçmek gerek.”
“Sadece güzel yaşayanlar güzellikler içinde ölecektir.”
“Gerçek soylu her türlü kaygıdan arınmıştır.”
“İki insanın karşılıklı oturup bir çay fincanını paylaşması dünyada barışı sağlayabilir.”