ALGERNONA ÇİÇEKLER
0
Yorum
156

kez okundu..

 

ALGERNONA ÇİÇEKLER - Daniel Keyes
 
Mayıs 2010
 
Aslında bu kitabı “çocukların tavsiyesi üzerine okuduklarım” kategorisine koymalıydım. Ama o guruptaki diğer kitaplardan farklı olarak bunu okur okumaz hakkında notlar tutmuşum. Demek ki ayrıca ele almaya değermiş.
 
Bir çok satan. Dolayısıyla çok basit. Ama benim için önemli olan iki konuyu işlediği, bir de rahatlamak amacıyla bir şeyler okuma isteğim galip geldiği için bir çırpıda okuyuverdim. O iki konu, insan ilişkileri ile çeşitli zeka düzeylerindeki insan beyninin dış dünyayı nasıl algıladığı konusudur.
 
Yazarların, delilerin, geri zekalıların ve bilumum zihinsel özürlülerin algılama şeklini nasıl hayal edebildiklerine hep şaşmışımdır. İnsan az çok kendi düzeyinde olan birinin acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, kaygılarını tasvir edebilir. Ama tamamen yabancısı olduğun bir dünyayı tasvir edebilmek için ne büyük bir çaba ve empati yeteneği lazımdır. Faulkner’in “Ses ve Öfke”sinde yaptığını yapabilmek büyük bir beceri. Günlük yaşamımızda bizden farklı olanı anlayabilmek hayatımızı bir sanata dönüştürebilirdi.
 
Bu romanda zekanın yükselişinin ve düşüşünün öyküsü var. Bir yönüyle bilim kurgu. Bu yükseliş ve düşüş anlatılırken çevrenin tepkileri, ilişkilerdeki değişim, ruh hali tasvirleri de romanın insan ilişkileri açısından da okunması gerektiğini gösteriyor.
 
İşte birkaç alıntı:
“Ne kadar akıllanırsan o kadar çok problemin olacak” (s.48)
“IQ’m şimdikinin iki katı olursa belki o zaman insanlar beni severler ve benimle arkadaş olurlar.” (s.80)
Bir kez akıllandıktan sonra düşüş yaşansa dahi en baştaki masumiyete dönebilmek imkansızlaşıyor. (çocukluğumuza hiçbir zaman dönemeyeceğimiz gibi)
Yavaş öğrenmenin, yavaş yapmanın zeka geriliği olarak algılanması ve diğerlerinin hiçbir zaman o kadar vakti olmadığı için, “yavaş”ları kategorize etmeleri, onları “insan” olarak algılamamaları, işte Charlie’yi en çok rahatsız eden buydu.
Kendisine uygulanan deneysel bir çalışma sonucu zekası hızla yükselmeye başlayan Charlie’nin bu denemeden sonra gözlemlediklerinden bazı alıntılar:
“(profesörlerin) hepsi de, kendilerine göre özürler bularak uzaklaşmaya çalıştılar, dağarcıklarının ne kadar sığ olduğunu göstermekten çekindiler sanırım…. İnsanlar, dünyanın geri kalanı ne olduklarını keşfedecek diye korkuyorlar.” (s.92) (olduğundan daha iyiymiş gibi yapmanın dayanılmaz baskısı)
“Beni kendilerini yüceltmek ve yerlerini korumak için kullanıyorlardı. Herkes bir moronun yanında kendisini akıllı hisseder.” (s.113)
“Sorun, sevgili profesör, akıllı yaptığınız kişinin sadece siz gösteriş yapmak istediğinizde akıllı olmasını istemeniz. Ne yazık ki ben bir insanım.” (s.219)
Charlie başlarda çılgınca istediği akıllanmanın kendisini ait olduğu çevreden uzaklaştırdığını görür ve bunu “açık denize sürüklenmek” olarak tarif eder. (s.114)
Sadece eski çevresini kaybetmekle kalmamış, kendilerinden daha akıllı hale geldiği bilim çevrelerini de varlığıyla rahatsız etmeye başlamıştır. Bu gittikçe akıllanan, akıllandıkça yalnızlaşan insanın hikayesidir. Sonu mu? Her çıkışın bir inişi vardır, ama indiğimiz yer çıkmaya başladığımız yer değildir.
 
 
 
 
03.06.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.